Eskici dükkanı

Her yılın ekim ayında start alan ve mayıs ayına kadar açık olan şehir tiyatroları bu senede yeni oyunlarıyla istanbullu tiyatro severlere perdelerini açtı.Kaynağını eski yunan’dan alan rollerle belirli bir senaryoyu seyirciye aktaran tiyatro düşkünlüğüm ilk öğretim zamanlarıma dayanır.Abimin elimden tutup ”Fatih Reşat Nuri” sahnesindeki ”Dans eden eşek” çocuk oyunundan beri her yıl sayısız defa tiyatro izlemeyi kendime alışkanlık edinmişimdir.

Sürekli gelişerek değişen şehir tiyatroları, yeni sahneleriyle de tiyatro seyircisinin ayağına gidiyor.En son 7.de Kağıthane’de Sadabat Sahnesi olarak açıldı.Ancak tiyatro severlerin sıkça gittiği sahneler arasında ilk kurulanlardan,Harbiye Muhsin Ertuğrul,Fatih Reşat Nuri,Üsküdar Kerem Yılmazer (Daha önceleri Üsküdar Musahipzade Celal sahnesiydi,İstanbul 4.leventte Patlayan bombalarda ölen Kerem Yılmazerin anısına ismi değişti.) sahneleri gelir.Bu saydığım sahnelerin kurulduğu dönemler düşünüldüğünde oyuncusuna ve seyirsine farklı anlamlar yükler.Bu yüzden bu üç sahnede sergilenen oyunlar daha fazla rağbet görür.

                 

Genellikle Harbiyeyi tercih etsemde Kağıthane’de açılan Kağıthane Sadabat sahnesi haricindeki tüm istanbul şehir tiyatrolarına gitmişliğim vardır.Sezon kapanana kadar mutlaka her ay bir oyun seyretme prensibim vardır.Bu sayı bazen davetler üzerine katlandığıda olur.Bu sezonun ilk oyunu içinse kendime Harbiye Muhsin Ertuğrul Sahnesinde oynayan ”Eskici Dükkanı”Oyununu seçerek start aldım.

Orhan Kemal’in Eserinden senaryolaştırılan oyunu Ergun IŞILDAR yönetti.Zaman zaman güldüğüm,Zaman zaman ise duygulanarak izlediğim oyundan çok dersler çıkardım.Dekor,oyuncuların özverisi,ışık,seyirci Harbiye Muhsin Ertuğrul da herşey süperdi anlayacağınız.En son geçen sene Üsküdar Musahipzade Celal sahnesinde sergilenen ‘’Ferhat ile Şirin’’ oyununa gitmiştim.Salon hınca hınç doluydu hatta kenarlara bile sandalye konmustu.

                

Bir oyuncu için en önemli şeyin seyirci olduğunu çok iyi biliyorum.Bir keresinde Gaziosmanpaşa sahnesinde 70 kişiye koskoca müzikal oyun sahnelenmişti ve o gün o sahne de Zihni Göktay ve Suna Pekuysal ikilisi vardı.Aynı oyunu daha kalabalık bir seyirciyle de izlediğimden o gün Zihni Göktay’ın Senaryoyu kendisine gore repliklendirmesi,buna orkestranın ve diğer oyuncularında katılmasıyla bambaşka bir müzikal güldürü izlemiştim.

Daha sonraları Suna Pekuysal’sız aynı oyunu başka bir oyuncunun canlandırmasıyla bir daha izlediğimde ilk izlediğim tadı alamamıştım.Bazı oyunlar oyuncularıyla bütünlük sağlıyor.Eğer aynı oyunu iki kere izleme fırsatınız olursa hem repliklerdeki hemde oyuncu farkını yakalıyorsunuz.Bunu denemesenizde mutlaka tiyatro alışkanlığını kendinize edinin tavsiyesinde bulunuyorum.Şehir tiyatroları son zamanlarda medyanın dizi reytingi uğruna yapmış olduğu filmlerden seyirci yarasını iyice aldı.Bu vesileyle de eski tiyatro oyuncularının bir bir dizi filmlerine transfer olduğunu görmekteyim.Tiyatro sever için çok üzücü bir durum.Yeni oyuncuların yetişmesi içinde ayrı bir fırsat ama sahnede oyunu oyun yapan oyuncular olduğunu düşünüyorum.

Yaklaşık 2.5 saat süren oyundan sonar epey acıktığımı hissederek söylemesi ayıp kendime ziyafet çektirdim.Beyoğlu istiklaldeki Afacan restaurantaydım.Çorba,Sebzeli bezelye,patates pureli ve sigara börekli kadınbudu tabağının yanına yoğurtlu patlıcan kızartması yedim.Hiç alışkanlığım olmamasına rağmen ilk defa yemekten sonra çay içtim :) Sabahları bile çay içmeyen ben için new durumdu.Akabinde her zamanki mekanım olan The Marmara café de türk kahvesi ruhuma ve mideme çok iyi geldiğini söyleyebilirim.

Başa dön

Toplam da 135 defa.Bugün ise 0 defa okunmuştur.Son okunma tarihi 28 August 2008 dir


Makale detayı