İstanbulda turist olmak
Bugün Beyoğlu’nu dolaştım.Ne zaman dışarı çıksam zaten beni ya Beyoğlu’n da bulursunuz ya da Nişantaşı’n da.Son zamanlar da insanların içinde dolaşmaktan hoşlanır oldum.Oysa kalabalıklar içinde gezmeyeli ne kadar çok zaman olmuştu.Bir şeyi uzun süre yapmayınca arkasından freni boşalmış araba gibi, hızla yapar oluyorum yapmadığım şeyleri.Dün,ondan önceki hafta,daha önceki hafta,daha daha önceki…
Havaya aldırmaksızın Nişantaşından,Beyoğlu tünele kadar olan yürüyüş turlarım akabinde ve geri dönüş turlarım esnasında hep etrafla ilgilendim.İnsanların hep bir yerlere koşturma ve gitme telaşı olduğu çok ortadaydı.İnsanların aksine ben kenti görmeye gelmiş turist havasında dolaştım Beyoğlunda.Turist olsam Beyoğlunun nerelerini görüp neler yaparım diye sordum kendime.
Ve arkasından bir bir yapmaya çalıştım.
Önce Meydan da resim çekildim.Taksim meydanında resim çekilmeyeli 15 sene olmuştu çünkü.Lise dönemlerim geldi aklıma, kızlı erkekli arkadaşlarımla çekildiğim resimlere baktığımda 15 sene de ne çok şeyin değiştiğini resimlerin daha canlı be daha parlak olduğunu gördüm.15 sene sonraya hatıra olsun diye büyük bir zevkle bu resmi çekildim.Bu sefer kare de bir tek ben vardım.

Bu esna da yanımda duran japon kızların ingilizce konuşmalarından resim çekilmek istediklerini ve makinalarını verecek birilerine bakındıklarını farkedince Koniçiva diyerekten gönüllü oldum.Üçü de birbirinden çekiktiler.Japon kızlarının minyon oluşları sempatiklik katıyor ve yaşlarını hiç elevermeyen fiziksel yapıları var.Bir ara hep japonlar için söylenen ”Japon kızların vajinaları küçük olur” doğrumu diyesim geldi ancak efendiliği elden bırakmak istemedim.Zaten japon fantezisi kurmadım hiç.Onların çekik gözleri yeter.
İstiklalden çiçek pasajına olanki mesafe de her turistin yapmış olduğu restaurant vitrinlerine bakındım yiyecek güzel türk yemekleri varmı diye.Türkiye de turistlerin böyle bir alışkınlığı var.Türkler nasıl bir kentin genelevlerini merak edip gidiyorlarsa yabancı turistler daha masumane işkembelerinin derdindeler.Onların yemek görgüsüzlüğüne çok şahit olmuşumdur.Türkiye’ye gelen turistlerin sırf bu aç gözlü iştahlarını köreltmeleri için yiyemeyecekleri kadar yemeği sipariş ettiğini bilirim.
Bu görgüsüzlüğün nasıl bir şey olduğunu hep merak etmişimdir.Tabaklar dolusu bir masa da insanların bakışlarını üzerine çekip yemek yemenin gerçekten doyurucumu yoksa başka bir egomu olduğu…Zaten hepsini yeme gibi bir düşünceleri olmadığı halde sık yemediğin bir şeyin tadından ne alabilirsin ki.Bir kaşık alıp tatmak için bu kadar ihtişamın sadece müesseseye artısı olur.Denedim efendim.Doymadım üstüne tatlı yemek için de Beyoğlu saraya tatlı yemeye gittim.

Ancak tatlı denince sayılı yerden biri olan Beyoğlu Saray Muhallebicisinin Vitrinini tatlıyla süsleyip içeri de kebap söylenebileneceğine kadar olan çeşitlilik politikasını geleneksel damak tadı sunan tatlıcıya yakıştıramadım.Bu izlenimlerim tatlıcı da kebap yiyen yan masa da ki hanımlara aittir.Teessüf ederim şekerim burası tatlıcı tabelaya baktınızmı diyecektim bir kez daha efendiliği elimden bırakmak istemeyerek sipariş ettiğim tatlımı yemeye koyuldum.
Türkiş viagra diye de bilinen Antep fıstıklı Sarma kadayıf yedim.Mısır çarşısında rastlamıştım bir kere üzerinde Türkiş viagra yazıyordu.Türkiye de tatlı yemenin belden aşağısıyla kurulan bağlantısı yüzyıllardır var.O yüzden bir çok erkek tatlı yiyince kendini daha erkek sanar hatta genelevlere tatlı yedikten sonra gider çoğu.Sanki genelev de onları bekleyen doyumsuz kadınları doyurmak misyonları varmış gibi.

Bir de genelevden çıkıp hamama giden erkekler topluluğu vardır.Bu mazi de kaldı artık.Rus ve romen hanım dostlarımız bu tabuyu yıktı.Bu hanım dostlarımızla anlaşırken duşlumu ,duşsuzmu diye pazarlık yapılıyor. Duşlu olması müesseseye artı yazdırmak için.Ve ikinci kez yapabilmeyi garantilemek için.Bu daha çok erken boşalanların istediği uygulama.İlkinden bir şey anlamayıp ikinci ile bu zevki anlamak ve yaşamak isteyenler için kavramlaştırılmış bir uygulama.
Tatlımı yedikten sonra tabi dolaşmaya devam ediyorum.Bir turistin yapabileceği,gideceği tüm yerleri zihnimde canlandırıp Beyoğlunu bir turist havasında gezip dolaşmak istiyorum.Tabi tatlıyı yedikten sonra türk erkeklerinin yaptığı gibi geneleve değilde yakınlardaki Sent antuan Klisesi daha cazip geliyor.Tam zıttı oldu ama bugün turistim ve avareyim.
Burası ile ilgili bir kaç detay verecek olursam,1221 de Fransiskenler istanbula tam anlamıyla yerleştikten sonra ilk ibadet evleri olan Theotokos Kyriotissa kilisesini inşa ederler.Daha sonra da 1230 da Assisili Fransua adına Sent Antuan Kilisesini inşa ederler.
İçerisi kilise tarihi,Meryem ana,Hz isa ve Hristiyanlık dini adına bir çok bilgi ve görsel ihtiva eder.Gezmek görmek için gidilebilir.Uzun zamandır beyoğlu gezmelerinde önünden geçip baktığım bir yerdi.Daha önceleri de çok gezmişimdir.Değişiklik varmı ? Olmuşmu ? diye girip bir bakındım.

İçeride bir çok turistin dinlenip dua ettiklerini gördüm.Loş ve serin olması mistik duygular ve inancı güçlendiren havası olduğundan daha çok tercih edildiğini düşünüyorum.Mum yakıp dilekler dileyenler de vardı.Dileyecek bir dileğim aklıma gelmediğinden oturup dinlendim.Etrafı izledim.
Böyle yerlerden çıkışta ölüm hissi daha çok kaplıyor insanı ve ibadetlerin azlığı, günahların çokluğu daha kötü bir ruh haline sokuyor insanı.O yüzden insan böyle yerlerden uzak kalabiliyor.Açıkçası kendi boktan durumuyla yüzleşmemek için.Ben boktan durumlarımla barışık olduğumdan daha çabuk atlatabiliyorum üzerimden.Nitekim daha kliseden çıkmadan kendime dondurma almalıyım ve çiçek pasajını gezmeliyim diye düşünmeye başlamıştım bile.
Çiçek pasajının içerisini çok seviyorum.Ancak turistlerin bile içeriye girmeyip kapıdan resim çekip kaçıp gittiklerine şahit oluyorum.Sebebi belli.İçerideki ingilizce bilmeyen ısrarcı garsonlar ve müessese sahipleri.İnsana yoluncak kaz gibi baktıklarından artık turistler bile bunun farkında olduğundan içeri dahi girmiyorlar.Bu türk turizm açısından gerçekten sergilenmemesi gereken bir tavır.Bir uçtan bir uca gezerken peşime takılan ve oturmam için ısrar eden insanların tavırları çok yavşakça geliyor bana.

Bu resimde çiçek pasajının girişinden,İçeri de nefis bir tarih kokuyor ve yan tarafında rum kilisesi var.Her iki yanı da masalarla donatıldığından orta da bir metre genişliği olan bir mesafe de yürüyorsunuz.Gündüz vakti pek masalar dolmuyor ancak hafta sonları dışarda aktivite yapmak isteyen aileler ve turistleri çekiyor bu mekan.Fiyatlar ortalama 4 kişi 200-250 ytl doyar.Mezeler daha çok hoşuma gidiyor böyle yerlerde.Çoğu zaman bir duble rakı,beyaz peynir ve limon sıkılmış elma yemek için tercih sebebim oluyor.
Ama gündüz vakitlerinde buraya gelip bir şeyler içip yemek yemek, nümaiş yapmak pek zevkli olmayacağından geceleri gelmeyi tercih ediyorum.Gidilecek görülecek çok yer olduğundan uzun kalmayıp çıkıyorum burdan ve istiklalden galataya doğru yol alıyorum.
İstiklal her zaman ki insan çeşitliliğini sunuyor gözler önüne.Daha öncede yazmış olduğum ”Beyoğlu ve müzisyen dilenciler” başlıklı yazım da bahsettiğim türden ancak bu sefer türk olmayan müzisyenlerin enstrümanlarıyla müzik yapmasına ve dilenmesine tanıklık ediyorum.
Sanatı ve sanatçıyı o kadar değersiz buluyoruz ki caddelerde sokaklarda bu işi icra ederek para toplamanın show yapmanın haklı gururunu yaşıyoruz.Tabi o insanları alkışlayarak toplanıp izleyerek daha fazla yapmalarına ve dilenmelerine fırsatta vermiş oluyoruz.Beyoğlu bu açıdan sokak müziği yapan dilencileriyle dolu.Flüt çalanı,gitar çalanı,mızıka çalanı,saksafon çalanı,saz çalanı vs vs
Bu seferki değişik giyimli ve değişik müzik yapan bir gurup.İnsanın dikkatini çekmemeleri imkansız.Ancak kimsenin para bırakmaması da tuhaf.Öylece bakıp geçip,ceplerinde ki bir kaç kuruşu da kaptırmak istemiyorlar.

Sanatın dilenmek için icra edilmesini pek tasvip etmediğimi sürekli söylerim.Bana böyle tiplerin içinde hep populer olmak istediği,birilerinin çıkıp elinden tutmasını beklediğini düşünürüm.Açıkçası hoşlanmıyorum bu mantaliteyi güden insanlardan.
İstiklalinde tünelden itibaren bu şekilde insanlarla dolu olması çok üzücü gerçekten…
Bu gezintinin devamında ise galata da soluklanmak için durakladığım,bilindik olmayan mekanda kahve içmek gerçekten günün yorgunluğunu üzerimden aldı.Populer mekanlar tıkabasa olduğundan daha kuytu ve değişik yerler keşfetme çabası içimde sürekli filizlenir.Zaman zaman gözlerden ırak olmak için tercih ederim.Tanımadığım diyarlarda ,tanımadığım mekanlarda ruhumun daha rahat olduğunu hissederim.
Bu istanbulun içinde de kendini hissettirir çoğu zaman.Ne zaman bilindik bir mekan dışında dolaşsam,o gün kendimi farklı görür,öyle davranırım.Normalde yapmaya çekineceğim bir sürü davranışı ruhumun o serbestliğinden istifade ederek çekinmeden,etrafa aldırış etmeden yapabilirim.Tabi o mekan kahve içmek için gidilen mekan olunca ayrı ama hislerime tercüman olması açısından mekanın zihnimde ve ruhumda bırakacağı ize önem veririm.

Bugün kahve içmek için kimselerin tercih etmediği dar ve uzun sokağı ben herkesin aksine tercih ederek ruhumu ve zihnimi boşaltarak rahatlamış oldum.İçtiğim kahvenin tadı acı da olsa mekanı ve günü özel hissetmeme yetti.Zihnimde güzel yer eden,beni yeniden yenileyen onca hatırayı da masaya yatırıp güzel bir kahve ile süslemek anılarımı özelleştirip,unutulmayanlar arasına yerleştirmem gerektiğini bana hissettirdi.
Bugün kentimi bir turist gibi gezerek dolaşmanın, zamanı kendime ayırmanın rahatlatıcı izlerini hala yaşıyorum.İnsanın kendi kentinde turist olması alışık olunan bir eylem değil.Çünkü bir güne bir tek şey sığdırarak yaşamayı öğrendiğimizden beri hayat bu kadar tatsız ve keyifsiz.
Bugün tatsız ve keyifsiz geçirilmeyecek kadar güzel bir günken,şehrim yeni güzelliklere hoşgeldin demişken,kalbim ve zihnim bu kadar birbirine paralel çarpıyorken ben bugünü hoyratça geçiremezdim.
Toplam da 70 defa.Bugün ise 0 defa okunmuştur.Son okunma tarihi 28 August 2008 dir
Makale detayı
İstanbulda turist olmak,” adlı makale Umar Türkoğlu tarafından yazılmıştır.
- Kayıt zamanı:
- 08.03.08 / 1pm
- Bağlı olduğu kategori:
- Aktivitelerim, Estanteneler/Güncel
Yoruma kapalıdır
Blog yazarı bu makaleye yorumu uygun görmemektedir.