Çıplak ayaklı aylak günlerim 10

Edirne yolları taştan. 

Varmı büyük beşiktaştan :)

Bugün Edirneye geldim.En son 9 yaşında gittiğim yeri tekrardan görmek farklı duygular uyandırdı.Bulunma sebebim 5 kolordu komutanlığının özel daveti üzerine gerçekleşti.İstihbarat subaylarına verilen özel bir yemekte bir araya geldik :) İnanmayın latifeydi.Geldiğimizden beri gökler delinmiş gibi yağmur yağıyor.Sirenler öttü,atamızı andık ve şehir bu hüzünlü güne yağmurunu boşalttı.Şemsiyem neyseki yanımda.

23 senede ne kadar çok şey değişmiş diyeceğim ancak hafızam da canlanan sadece 5.Kolordu komutanlığının ordu evi ve babamın otelde beni duşta yıkaması :) O yüzden Edirne hakkında bildiğim ne varsa sil baştan yapıp bilgilerime yenilerini ekleme peşindeyim.

Edirne bilindik bir ilimiz Mimar Sinan’ın 3.Selim için yaptırdığı Selimiye camisi ve külliyeleriyle meşhur.Bir de geleneksel düzenlenen kırkpınar güreşleriyle.Burda selimiye camisinin öyküsünü anlatmak isterdim ancak daha çok izlenimlerimi ve gözlemlerimi yazmak istiyorum.Lakin Mimar Sinanın eserlerine olan düşkünlüğümü bilmeyen yok.Eserlerden çok yapılışındaki özverili işçilik ve yıllardan beri süregelen destansı öyküleridir diyebilirim.

İlk olarak tabiki bu mekanı(Selimiye Cami) gezerek yola çıktığımı söyleyebilirim.Daha sonra Selimiye arastası ve civarı gezerek dolaştım.Zaten ufak bir yer olduğu için 2 adım da bitiyor.Selimiye arastası caminin avlusundan çıktıktan sonra yine camiyle bitişik ancak altta kalan kapalı bir çarşı.300 adımda gezilebilir ve içeride daha çok turistler için hediyelik eşya satan esnaf yer alıyor.

Camiden aşağıya inerken solda 5.Kolordu komutanlığının ordu evi ve aşağısında yine küçük bir kapalı çarşı mevcut.Merkez de ise en işlek caddelerden biri bu çarşının üstünde yer alan kısım.Bu cadde diğerlerine göre daha gözde 120 bin nüfüslu bir yer için normal karşılanabilir ancak istanbul da doğmuş büyümüş bir insan için mütevazi küçüklükte.

Bu cadde de gezerken dikkatimi çeken tek mekan London Cafe oluyor.Avrupadakilerin bir kopyasının edirne de karşıma çıkacağını hiç düşünmezdim.Bir mekanın en sevdiğim özelliklerinden biri caddeye hakim olmasıdır.Keza ben cam kenarına oturduğum zaman saatlerce dışarıyı izlemeyi seven biriyim.Bu günde London Cafe’yi görür görmez kendimi içeriye attığımı söyleyebilirim.

İşletmecileri avrupa görmüş insanlar ve içerisi tamamen avrupa standartlarında.Zaten girer girmez içeride yunanlı bir kaç turistle karşılaştım.Edirnenin elit kısmı buraya takılıyor.Nefis Şarapları var.Benim için günün bonus estantenesi.Lakin Edirneyi pek bilmem.Ummuyordum böyle bir yerde bir şeyler içeceğimi.Oturduğum yerde nefis hazırlanmış espressoyla karışık meyve aromalı bol kremalı Maccato içerken dışarda yağan sağnak yağmuru izlemek çok şıktı.

Yağmurun bitmesini beklemeden ayrılmak zorunda kaldığımı söylemeliyim.Yoksa 250 km yol gözümde büyümezdi kesinlikle.Dönüşte Edirne’de açılan Kipa’yı da gezme fırsatım oldu.Otoparkı saymazsak 2katlı küçük bir yer.İçeride ünlü markaların mağazaları,sinema ve market var.Kışın gezilecek kapalı tek mekan burası.Sokaklar caddeler o kadar sakin ki anlatamam.Bu izlenimimi istanbul trafiğini ve keşmekeşini gözümün önüne getirerek yazıyorum.

Dönüş yoluna girdiğimde yağmurun aralıksız hiç durmadan yağmasını sadece edirne’ye mahsus bir hava koşulu sanıyordum.Çünkü sabah istanbulda güzel bir hava vardı yola koyulduğumda.O kadar hasretiz ki yağmura aktivitelerimizin yağmurla bölünmesine bile susuz kalma korkusuyla hoşgörüyle bakabiliyoruz.

Edirne için son olarak özet bir cümle söyleyecek olursam.

Büyük sultanların ve mimarların kurduğu küçük medeniyetler olarak tasvir edebilirim.

Toplam da 49 defa.Bugün ise 0 defa okunmuştur.Son okunma tarihi 04 July 2008 dir

Yazı editörü Umar Türkoğlu on Kasım 10th, 2007 | Kategorisi Gezi yazılarım |

Yorumunuzu belirtiniz